Elektrik olmayınca kakalak tayfası balkonlara ve kaldırımlara döküldü. Kocalar gaz lambası gibi bir ışık eşliğinde kahvede okeydeler. (Evvvet, sokak başında bir de kıraathane var. Bir de buranın müdavimi bir çift motorlu polis. Her akşam eve gelirken kahvenin önünde park etmiş polis motoru, abiler içerde çayda kahvede oralette.)
Kapı açısından bakarsam karşı, teknik olarak düşünürsem yan komşum olan Böğürtlek ailesi balkonda haykıra haykıra sohbette. Haykırmak derken abarttığımı sanıyorsunuz değil mi. Ne de olsa asabinin tekiyim. Lütfen, rica ediyorum bir akşam yemeğe buyrun. Bakalım birbirimizi duyabilecek miyiz aynı sofrada. Müsebbibi, Mrs Böğürtlek ve çıkasıca ciğerleri.
Kışın pencereler kapalıyken meğer Pimapen teknolojisinin ses yalıtımı özelliği imiş mutlu yuvamın sırrı.
Elektrik gitmeden önce Desperate Housewives'ın birikmiş sezonlarına dalmıştım. Orta sehpada hepsi bugün devşirilmiş Uykusuz, InStyle Home, birkaç eski Marie Claire, Glamour vs ve topunu 20 liraya sahaftan aldığım nefis ötesi kitapçıklarım vardı. Oh oh haftasonu malzemem diye zevkten dörtköşeydim. Şeftali yiyip buzlu çay yudumluyor, sokaktan gelen kazı çalışmaları seslerini duymazdan gelmeye çalışıyordum.
Sonra elektrik gitti. Birden dünyaya meteor düşmüş gibi panikleyen ve şaşıran bir tabaka komşu camlara balkonlara fırlayıp bekçiye seslenmeye başladılar. Çok hoştu gerçekten. Böyle kurbağalı bir göletin kenarında oturuyorum adeta. Bekçi ne yapacaksa? Elektrik idaresi mi adam.
Yarın bir aydır görmediğim ikiz anası arkadaşıma gidiyorum. Kızları oldular birer scallop, birer löp lakerda, birer jumbo karides. Böyle döveeeee döve sevicem bezli kıçlarını.

Dün gece Yeniay'ı okuyarak uykuya daldım. Netice: Rüyamda yatakta yatarken üstüme üstüme vampirler geldi, beni kıstırdılar. Bağıra çağıra koridora kaçarken uyandım, anam, kalbim ağzımda. Ben böyle uykuda koşar uçar kaçarken uyanınca bir süre kendime gelemeden kalıyorum uyandığım yerde. Kalbim kuş gibi atıyor; hatta ne kuşu, at gibi dambır bumbur atıyor. "Rüyaydı rüya, ne vampiri saçmalama" diye yatırdım cismimi geri. Sonra da 70'lik hacı teyzeler gibi kötü rüyaları kovalar umuduyla açıp Kuran okudum. Sabah uyanınca da şu halime güldüm.
Bu aşağıdaki yığın da bugün 20 liraya aldıklarım:
Özellikle Hayat Yayınları'nın epeski basım polisiye romanlarına deli oluyorum, bulunca hemen alıverdim.Bu aşağıdakiler de telefondan pisikler:






Üstteki sıçanın kim olduğu malum. Kelebek kovalarken banyodaki radyatöre tırmandı maymun gibi, yetişip çekemedim, ancak tepesinde otururken yakaladım. Banyo dolabının tepesinden de sabah duş alırken beni seyrediyor her allahın günü.
En son fotoğraftakiler de işyerinin bahçesindeki ekip. En üstte soldaki Hüseyin Üzmez. Yavrulardan birini düdüklemeye çalıştığı ve façası olduğu için ismi bu. En sağ alttaki tekirli beyazlı dobiçin adı yok ama en komik kedimiz o. Mamayı çanaktan değil patisinden yiyor, tırnaklarını çatal yapıp. Allahın bir delisi. Ortadaki turuncu tasmalı, Hüseyin Üzmez'in kızlarından biri. Yavruları biliyorsunuz zaten. Kala kala 2 kardeş + Düğme kaldılar. Düğme'nin adı Şeker Hastası oldu yalnız. Hasta filan değil de, uzun hikaye. Gri yavruyu bir arkadaş eve aldı. Üç renkli Rachel'ımız ise yaklaşık 10 gündür kayıp... Gidip de ezilme olasılığı oldukça zayıf olduğundan, depolardan birine girip orada kalarak öldüğünü düşünüyoruz. İnşalah haber vermeden biri alıp evine götürmüştür ama bu olasılık zayıf... Buradakilerden başka 2 de yavrulu anne var, onlar vahşi - diğer kediler dağılınca mama yemeye geliyorlar ve bu kadar irili ufaklı kediyle ne bok yiyeceğimizi düşündürtüyorlar. Zira burada demirbaş kedi sayısı aslında 2 yetişkin ve 3 de yavru. Diğerlerinin hepsi kayıt dışı. Orda mama yiyen kara kedi de hamile. Her nerden türediyse doğurmaya gelmiş herhalde. O da yavrulayınca yaklaşık 15 tane kadrosuz kedimiz olacak, durum vahim.
Şimdi eeeh diyeceksiniz ama yazmadan edemeyeceğim,
Çingenlerin babası uçakla bir yere gidecek va aşağıda kaldırımda oturmuş, yukarda balkondaki karısına bavul toplattırıyor. Diş fırçası da koy bilmemne de koy diyor, karısı da "e don da koymiycaz mı, donsuz mu gidicen" dedi. Ne kadar normal değil mi.


